kanser
1 entry • 0 favori
-
kanser, varlığıyla yokluğu sizin için belli belirsiz bir tanıdık idi daha evvel yalnızca. ona dair rivayetler, havadisler duyardınız o kadar. her ne kadar içten içe ürpertse de içinizi, neyse ki o mendebur katilin benimle bir ilgisi yok derdiniz. öyle ya, siz farklıydınız. zinhar sizinle işi olmaz, yalnızca alametlerine denk gelirdiniz tv haberlerinde, web sitelerinde. hadi en fazla, yakınlarınızdan birkaçına pençesini attığına, yıllar yılı onları nasıl da çürütüğüne şahit olmuşsunuzdur kıyıdan köşeden. hepsi o. sonra bir gün, hiç hesapta yokken, bazı tetkiklerin yapılması gerektiği söylenir size. basit bir prosedür dersiniz, öyle inanmak istersiniz. vakit gelir, çıkarsınız bir elma yanaklının karşısına. müşahede edersiniz inceden inceye, sinek kaydı traşını, yakut gözlerini süzersiniz. şu sonradan görme hinoğlu hin de ne para götürüyordur diye geçirirsiniz. böyle yaparak, sakinleşmeye çalışırsınız aslında. tabii bu tür çocuk oyunları durduramaz zamanı. genzini temizleyerek size diker bakışlarını karşıdaki yabancı. bir şeyler geveler ağzında ilk başta, türlü zırvalığı sayıp döker uzun uzadıya. dişlerinizi sıkarsınız kademe kademe, anlamışsınızdır çünkü, bu doktor zibidisinin hayır konuşacağı yok! korktuğunuz başınıza gelir, dediğiniz gibi çıkar. nihayet sadede gelir pek kıymetli hekim bey, gayet resmi bir tonda teşhisini beyan eder: kan kanserisiniz.
afallarsınız, dünya durur bir anlığına sanki. her şey amansız bir karanlığa, derin bir sessizliğe gömülür. suretler, ağaçlar, bulutlar, parke taşları, beş altı yaşlarındaki esmer veledin sümüklü burnu... buraya gelip de şu deri koltuğa oturmadan hemen önce gözlerinizin gördüklerini anımsarsınız. eskiden kıymetsiz teferruatlardı sizin için, şimdiyse nedense hatırınıza getirmeyi seçtiniz. beyninizin size oynadığı bir oyun mu yoksa bu, soğuk gerçeklerden kaçmak için mi bu manasız hayaller?
çıkarsınız dışarı, dünyayı bıraktığınız gibi bulur, hayat çarkının aynı şekilde döndüğünü görürsünüz. işte yine bas bas çalıyor kornalar, uçuşuyor serçeler, koşuşturuyor beyaz önlüklüler. yüreğiniz fokur fokur lakin ipleyen ne gezer. küfür edercesine, suratınıza dahi bakmadan yanınızdan geçip gidiyor hastalar, görevliler. birini yakalayıp yakasına yapışmak, hesap sormak istersiniz. yutkunursunuz, sıkılı yumruğunuz kendiliğinden gevşer ardından. peşi sıra, rüzgara tutulmuş buhar kümesi misali dağılır manzara. yerini derin bir endişe sarmalına bırakır. ölüm korkusu mu boğazını sıkan, istikbaldeki belirsizlik mi anlayamazsınız. aileniz gelir aklınıza. boğanızdaki yumru katmerleşir. hatta bir yerde, kendinizden ziyade onların akıbeti için korkuya düşersiniz. siz yitip gideceksiniz toprak altında, artık ne fırtınalar ne dikenli yapraklar canınızı acıtabilir ama ya onlar? düşünürsünüz, düşünürsünüz.⋯2026-02-28 02:17