adolf hitler
1 entry • 0 favori
-
hitler tarafından yardımcısı martin bormann'a yazdırılan bu notlar, hitler'in iktidar macerası ve savaş dönemine olan bakışını yansıtır.bazı bölümleri;
6 şubat 1945
her iki tarafın da misli görülmemiş bir şiddetle güttükleri elli dört aylık dev bir mücadeleden sonra, alman milleti kendisini yok etme iddiasında olan bir koalisyonun karşısında tek başına bulunuyor.sınırlarımızın dört bir tarafında harp kudurmuşcasına devam ediyor. başkentimizin etrafındaki harp çemberi gittikçe daralıyor. düşman nihai hücumu yapmak niyetiyle bütün kuvvetlerini topladı.onlar için bizi yenmek değil, ancak bizi ezmek arzusu söz konusudur. devletimizi yıkmak, dünya görüşümüzü silmek, nasyonal sosyalizme olan inancı yüzünden alman milletini köle haline getirerek cezalandırmak istiyorlar.mücadelenin son çeyrek saatini yaşıyoruz.durum vahimdir. çok vahimdir.hatta ümitsiz gibidir.yorgunluğa, bitkinliğe mağlup olabilir, cesaretsizliğe mahkûm olabilir, hattâ düşmanlarımızın zaafını unutmak derecesine düşebiliriz. kaldı ki bu zaaflar mevcuttur. karşımızda kin ve kıskançlık saikiyle toplanmış, ahenksiz bir koalisyon vardır.bu koalisyon, bağlarını, ilhamını, yahudileşmiş liderlerin, nasyonal-sosyalizmden edindikleri büyük korku ile donatıp, güçlendirmiştir. bu şekilsiz düşmanlık ile mukayese edilecek olursak, biz yine de talihli sayılırız. çünkü kendi irademizden başka hiçbir kimseye bağlı değiliz.bu mücadele neyi sembolize etmektedir? acayip bir yığınla, büyük, ama akıtacak kanı kalmamış, hiçbir düşmanlığın yenemeyeceği bir cesaretle donanmış, düzenli bir kitlenin karşılaşmasıdır bu. alman milleti gibi karşı koyup, direnmesini bilen bir milletin böyle bir köz yığını içerisinde bilâkis o daha sarsılmaz, daha cesur bir ruhu çelikleştirmesini bilecektir. mağlubiyetimizin çapı ne olursa olsun, önümüzdeki günlerde bu ortamda dahi alman milleti yepyeni kuvvetlerle yeniden doğacaktır... ve halihazırda durum ne olursa olsun, milletimiz muzaffer yarınları görecektir. tazı payı etrafında kavgaya tutuşan yaratıklar, bizden lâyık oldukları cevabı alacaklardır.onların tutumları bizi elimizde kalan tek çıkış yoluna sürüklemektedir. ümitsiz bir saldırıyla, arkamıza bakmadan, daima düşmanın karşısında, vatanın topraklarını adım adım müdafaa etmek için, mücadeleye devam etmek mecburiyetindeyiz. insan mücadele azmini muhafaza ettiği müddetçe, ümit daima var demektir.bu gerçek her şeyin mahvolduğunu düşünmemize mâni olmaktadır. yok şayet her şeye rağmen, kader, tarih boyunca bir defa daha karşımızdaki kuvvetlere mağlûp olmamızı emrediyorsa, bu tecelli, başlar dik tutularak, alman milletinin şerefi lekelenmeden yerine getirilmelidir. ümitsiz bir mücadele, sonsuza kadar örnek olma kıymetini muhafaza eder. leonidas'ı ve onun üç yüz spartalı'sını hatırlamalıyız.zaten kendimizi koyun gibi boğazlatmak alışkın olduğumuz bir davranış tarzı değildir. belki bizi mahvedecekler ama, yolumuz mezbahaya uğramayacaktır.hayır. asla ümitsiz bir durum diye bir şey kabul edilemez. alman milletinin tarihinde kaç defa ümit edilmedik anlarda, kader ters yüzü dönmüştür. yedi sene harpleri sırasında ikinci frederick mahvolmanın eşiğine gelmişti. 1762 yılının kışında tâyin ettiği güne kadar durumunda bir değişiklik olmazsa kendini zehirlemeye karar vermişti. oysaki bu müddetin bitiminden birkaç gün önce, rus çariçe'si aniden ölmüş, mucize kabilinden durum tamamıyla tersine dönmüştü. büyük frederick gibi biz de bir koalisyonla karşı karşıyayız. kaldı ki bir koalisyon sabit bir realite değildir. mevcudiyeti daima birkaç şahsın varlığı ile söz konusudur. bir churchill ölmeye görsün, her şey değişebilir. o zaman ingilizlerin ileri gelenleri, belki önlerinde açılacak uçurumun farkına varacak ve bağırıp, çırpınacaklardır.direkt olarak biz bu ingilizler için mücadele ettik. günün birinde zaferimizin faydasını göreceklerdir.hedefin burnu dibinde de zaferi koparmamız mümkündür. bu iş için acaba uygun olan zamanı ele geçirebilecek miyiz? mesele sadece telef olmamaktır. alman milleti için hürriyet içinde yaşamanın tek yolu zafere ulaşmaktır. sırf bu muhakeme bile bu harbin kaçınılmazlığını gösterecek, harbin boşuna yapılmadığını ispat edecektir. bu harp zaten kaçınılmaz bir harpti: nasyonal sosyalist almanyasının düşmanları bana bu harbi hakikatte 1933 ocağından beri zorla kabul ettirmişlerdi.
10 şubat 1945
bazen kendi kendime "acaba 1940 yılında ispanya'yı harbe sürüklememekle hata mı ettik?" diye soruyorum. o zaman ispanya'yı harbe sürüklemek bizim için hiç de mesele değildi. zira italyanlardan sonra ispanyol'lar da galipler kulübüne girmek için yanıp tutuşuyorlardı.
tabii franco, müdahalesinin büyük bir fayda karşılığı ancak meydana gelebileceği kanaatinde idi.buna rağmen jesuit olan eniştesinin sistematik sabotajları sayesinde, bizimle beraber uygun şartlar karşılığında hareket birliğini kabul edebilirdi: büyük ispanyol gururunun tatmin edilmesi için, fransa'nın küçük bir parçasının vadedilmesi, maddi menfaat yönünden de cezayir'in bir kısmının kendisine hediye edilmesiyle her şeye razı olabilirdi. fakat ispanya'nın bize elle tutulur bir hizmet göremeyeceği kanaatinin bende uyanmasından ötürü, direkt olarak harbe müdahalesinin söz konusu olmadığı hükmüne varmıştım. ispanya'nın yanı başımızda harbe girmesi, cebelütarık'ı işgal etmemize imkân verecekti ama, buna karşılık sen sabastian'dan kadiks'e kadar uzayan bir hattın müdafaası da sırtımıza yüklenecekti. fazladan olarak şu durum şartların da yeni bir faktör olarak doğması pekâlâ mümkündü: ingilizler ispanya'da sivil harbi yeniden başlatabilirlerdi. neticede hiç de hoşlanmadığımız, papazlar tarafından yönetilen bir kapitalist menfaatçiler rejimine ölüm kalım pahasına bağlanmış olacaktık. sivil harp sona erdikten sonra, ispanyolları barıştırmadığından, biz yardımlarımızla falanjistleri yaşatmaya çalışırken o bu gurubu bir kenara attığından, nihayet hepsi kızıl olmayan bütün düşmanlarına birer haydut muamelesi yaptığından dolayı francoyu yukarıda saydığım yanlış hareketlerinden ötürü dünyada affedemem. ruhban sınıfının takdisi ile bir yağmacılar azınlığı herkesi soyup soğana çevirirken bütün bir memleket halkının yarısını, kanun dışı ilân etmek bir çözüm yolu değildir. eminim ki kızıl oldukları iddia edilen ispanyollar arasında pek az komünist vardır. bizi aldattılar. şayet asıl durumu bilseydim, açlıktan isyan edenleri ezerek onların yerine korkunç imtiyazlara sahip olan ispanyol keşişlerini iktidara getirmeyi dünyada kabul etmezdim.itiraf etmeliyiz ki, bu savaşta ispanya bize elinden gelen en büyük hizmeti yaptı: ıberik yarımadası harp dışı bırakıldı. ayağımızdaki italyan prangasını sürüklemek zaten bize kâfi geliyordu. ispanyol askerinin değeri ne olursa olsun, içinde bulunduğu dağınıklık ve hazırlıksızlıktan ötürü harbe girseydi, ispanya bize yardım edeceğine, bilâkis hatırı sayılır derecede bizi rahatsız edecekti.bu harp, hiç olmazsa lâtin memleketlerinin önüne geçilmez bir gerileme içerisinde bulunduğu gerçeğini ortaya koymuştur. lâtinlere artık dünyadaki medeniyet yarışından pay almadıklarını ve dünya meselelerinin hallinde söz sahibi olmaya haklarının kalmadığını ispat etmiştir.
en basiti franco'yu harbe sokmadan, fakat onun yardımı ile komandolarımıza cebelütarık'ı işgal
ettirmekti. bunu bahane ederek ingiltere'nin ispanya'ya harp ilân edemeyeceği muhakkaktı. ispanya'nın harbin dışında kalması keyfiyeti dahi, ingiltere'yi bahtiyar edecekti. bize gelince, bu durum ingiltere'nin portekiz kıyılarına çıkartma yapma tehlikesinden dolayı bizi sorumlu tutmayacaktı.
14 şubat 1945
almanlar için bu harbin tuhaf kaderi hem çok
erken, hem biraz geç başlamış olmasıdır. askerî bakımdan bir yıl erken başlaması menfaatimiz icabı idi.madem ki bu harp kaçınılmaz idi, onu bana 1939 yılında zorla kabul ettirmelerine müsaade edeceğime, 1938 yılında harbi kendim başlatabilirdim.fakat münih anlaşmasında ingilizler ve fransızlar bütün şartlarımı kabul ettilerse buna ben ne yapabilirdim!
ama bugün için harbin biraz geç başladığı meydandadır. moral hazırlığımız açısından bakıldığında, harp biraz erken başlamıştı. politikamın adamlarını yetiştirmeye henüz vaktim olmamıştı. bu seçkinler zümresini olgunluğa eriştirmek için bana yirmi yıl lâzımdı. bu genç seçkinler zümresi çocukluklarından beri nasyonal-sosyalizmin felsefesi içinde yetiştirileceklerdi. biz almanların dramı daima vaktimizin dar olmasıdır. tarih boyunca şartlar her zaman bizi sıkıştırmıştır. daima bir vakit darlığı içinde oluşumuz biraz da saha darlığı içinde bulunmamızdan ötürüdür. ruslar geniş sahaları üzerinde, zaman içinde sıkışık bulunmamak lüksünü yaşayabilirler. zaman daima onlar için çalışırken, daima bize düşmanlık yapıp bizi sıkıştırıyor. yüce tanrı bana nasyonal-sosyalizmin yolu üzerinde, milletimi lüzumlu olan ilerleme derecesine ulaştıracak kadar uzun bir ömür bahşetseydi, orası muhakkak ki düşmanlarımız buna müsaade etmeyeceklerdi. nasyonal-sosyalizmin inancıyla çimentolaşmış bir almanyanın mağlup edilmez varlığıyla ortaya çıkışından önce, bizi mağlûp etmeye çalışacaklardı. idealimize uygun insanların yetiştirilememesinden ötürü, elimizde bulunanlardan istifade yoluna gittik. başarımızı eldeki neticelerde de müşahede etmek kolaydır. tahmin edilenle elde edilen arasındaki fark; üçüncü reich gibi ihtilâlci bir devletin politikası ile gerici bir küçük burjuva politikası arasındaki irtibatsızlık bu yüzden meydana gelmiştir. çok az istisnalar hariç, generallerimiz ve diplomatlarımızın hepsi başka devrin insanlarıydı. başka devirlerin harbini yaptıkları gibi başka devrin politikasını güdüyorlardı. bize iyi niyetle hizmet eden diğerleri için de bu bir örnektir. bazıları beceriksizlikleri, bazıları heyecansız oluşları, başkaları da sabotaj yapmak arzusu ile bize istediğimiz hizmeti gösterememişlerdir.fransa konusunda politikamızın hataları tamdı.fransızlarla işbirliği yapmamak lâzımdı. bu politikamız bize değil onlara yaradı. paris büyük elçimiz abetz bu fikrin şampiyonluğunu yapıp bizi bu yola iterken, orjinal bir siyaset güttüğünü sanıyordu.o, hâdiselerin arkasında yürüdüğünü bilmiyordu.asil hareketlerin anlaşılıp değerlendirildiği, napoleon fransa'sı ile karşı karşıya bulunduğu düşüncesi içinde idi. hakikati, yani fransa'nın yüz sene içinde değiştirdiği çehresini görmeyi ihmâl ediyordu.
oysa ki bugünün fransa'sı bir fahişe suratına sahiptir. fransa öyle bir usta politikacıdır ki, asla bizi aldatmaya, bizi tahkir etmeye, bizimle alay etmeye ara vermemiştir.görevimiz fransız işçilerini kurtarmak, onlara kendi ihtilâllerini yapmaları için yardım etmekti.
bunun için de fosilleşmiş, ruhtan olduğu gibi vatanseverlikten de mahrum bir burjuvaziyi merhametsizce çiğnemek lâzımdı. dışişlerindeki dâhilerimizin bize fransa'da buldukları dostları işte bu çürümüş zümreye mensuptu. bu çıkarcılar memleketlerini kasalarını korumak için işgal ettiğimizi düşündükleri müddetçe bizi sevdiler. bununla beraber bize ilk fırsatta ihanet etmeye kararlı idiler. yeter ki bu ihanet kendileri için bazı tehlikeler taşımasın!
fransa bahsinde iki şeyden birini anlamak ge-
rekmektedir. şayet fransa müttefiği ingiltere'yi terketseydi, bu durumda bizim için fransa'nın şahsında bir müttefik kazanma ihtimali olmazdı. şurası muhakkaktır ki bizim müttefik kabul edeceğimiz fransa ilk fırsatta bizi yüzüstü bırakacaktı. veya sırf hile yapmak için müttefikimiz olduğuna bizi inandıracaktı. bu durum bizim için çok daha tehlikeli olurdu. biz bu memleket hakkında muhakkak ki bazen çok gülünç hayâller besledik. ama hakikatte temenniye dayanan bir tek formülü kabul edebilirdik:
fransaya karşı sıkı bir itimatsızlık politikası takip etmek. bu inançta bugüne kadar hiç aklanmadığımı biliyorum. mein kampf isimli kitabımda fransa hakkında düşünülmesi lâzım gelen hususları önceden haber vermiştim*. 20 yıldan beri bana sunulan sayısız teklife rağmen düşüncelerimi ne olursa olsun değiştirmeyi asla kabul etmemenin sebebini de çok iyi biliyorum.
15 şubat 1945
bu harp boyunca aldığım kararların en önemlisi
rusya'ya karşı harbe girişimdir. her zaman iki cephe üzerinde birden harp yapmamayı önlememizin gerekli olduğunu söylemiştim. ayrıca hiç kimse napoleon'un rus tecrübesi üzerinde derin düşüncelere daldığımdan şüphe edemez. o hâlde neden rusya'ya karşı harp açtık? niçin 22 haziran 1941 tarihini seçtim?
ingiltere'nin başarıya ulaşan bir işgali ile harbe
son verme ümidini kaybetmiştik. halbuki bir takım
ahmak şeflerin idaresinde bulunan ingiltere, kıt'a
üzerinde üçüncü reich'a düşman büyük bir devlet bulundukça ne avrupa üzerinde hâkimiyet kurmamıza müsaade eder, ne de yenen ve yenilenin bellolmadığı bir barışın imzalanmasını kabul ederdi.
demek ki harp ebedileşecek ve bu harpte ingilizlerin arkasında gittikçe daha faal bir şekilde amerikalılar harbe sürüklenecekti. amerika birleşik devletlerinin temsil ettiği potansiyel, biz ve düşman tarafından mütemadiyen icat edilip, geliştirilen silâhlar, ingiliz kıyılarının yakınlığı, kısaca bütün bunlar uzun vadeli bir harbin içine gömülmenin akıl kân olmadığını gösteriyordu. zaman... -evet yine zaman karşımıza çıkıyordu!- gittikçe bize karşı oynayacaktı.ingilizleri bu harbin bitişine zorlamak, onları barış yapmaya mecbur etmek için kıt'a üzerinde bizim çapımızda bir kuvvetle, yâni kızıl ordu ile karşılaşmamız ümidini ingilizlerin kalbinden çıkarıp atmamız icap ediyordu. seçme imkânına dahi sahip değildik. avrupa denen bu satranç tahtasından rus faktörünü silmek bizim için önüne geçilmez bir mesuliyetti. bunun için de tek başına yeterli olabilecek ikinci bir sebebimiz vardı: sırf mevcudiyeti ile rusya bizim için büyük bir tehlikeyi temsil ediyordu. bize bir gün hücum etmesi mukadderdi.
rusya'yı yenmekte tek şansımız onu aniden
bastırmaktı. zira rusya'ya karşı bir müdafaa harbi
yapma düşüncesine saplanmak manasızdı. kızıl orduya saha avantajını veremez, tanklarının hücumu için otostratlanmızı açamaz, birlik ve malzemelerini getirsin diye demir yollarımızı ikram edemezdik.kendimiz hücum teşebbüsünü elde tutarak onları izbelerinde ve bataklıklarında bastırmak suretiyle kendi yurtlarında mağlûp edebilirdik. fakat harbi bereketli almanya'nın topraklan üzerine çekmemeliydik. böyle olursa rusya'ya avrupa'nın içine dalması için bir tramplen hazırlamış olacaktık.
neden 1941? çünkü harbin mümkün olduğu
kadar az gecikmiş olması gerekmekteydi. çünkü
batıdaki düşmanlarımız durmadan kudretlerini arttırıyorlardı. stalin de uyumuyordu. her iki cephe
üzerinde de zaman bize karşı çalışıyordu. demek ki mesele "niçin 22 haziran 1941?" meselesi değil,
fakat "neden daha erken değil?" meselesiydi. italyanlar'in ahmakça açtıkları yunanistan seferi olmasaydı, birkaç hafta evvel rusya'ya hücum etmiş olacaktık. bizim için mesele onları mümkün olduğu kadar uzun müddet hareketsizliğe mahkûm etmekti.
hücumdan önceki haftalar sırasında en büyük endişem stalin'in benden önce hücum teşebbüsünü ele almasıydı.başka bir önemli sebep vardı. rusların elinde bulunan ham maddelerin mutlak ihtiyacı içindeydik.
bize karşı olan angajmanlarına rağmen, gün geçtikçe ham madde sevkiyatını frenliyorlardı. teslimatı bir gün tamamıyla kes⋯2026-02-28 02:20